süpürgenin arasına hayallerin kaçmış

Spread the love

İnsan isterse herşey olabilir der bir Amerikan atasözü , Oysa bunun Türkçe karşılığı aynen şudur ” senden bir halt olmaz otur oturduğun yerde” . En uçsuz bucaksız hayallerimizi çocukluk yıllarında başlarız birşeylerin arasında bırakmaya. Diyelim okula başladın , sırtında koca bir çanta bir heves gidersin bazende korkarsın o koca binadan çünkü anasından ayrılan minik kuşlar gibi titrer kolun kanadın. Biraz şanslıysan ailen ne hissettiğini anlamaya çalışır sana güven verir. Çimlere yatıp buluttan hayaller kurmanı destekler ama şansın yoksa erkenden başlar yüreğinde hayaller bitmeye ! önce düzgün çizemediğin eğriler kabusun olur sonra defterine kargacık burgacık yazabildiğin kelimeler! Kendini aptal sanırsın beceriksiz sanırsın iteleye öteleye bir şekilde okul hayatı sürer gider. 

Gerçek tektir derler ya ! Kime göre neye göre demek lazım aslında sana gerçek gelen doğru gelen ya bana yalan yanlış geliyorsa! 

İlkokul’da sınıf öğretmenimiz (zaten herşeye tek öğretmenimiz vardı) tam 5 yıl boyunca bizimle birlikteydi . Nefret ederdim ondan ! oda beni sevmezdi çünkü sevebileceği çocuklar arasında değildim ! ona öğretmenler gününde güzel hediyeler verecek zengin bir ailenin çocuğu değildim . Fakirmiydik yoksa varlık içinde yoklukmu yaşıyorduk şuan tamda bunu kestiremiyorum . Neyse işte bir gün anadolu liseleri (aslında ortaokul) sınavları için form dağıtıyor , o zaman da sayı sınırlı herkes alamıyor formu ! içeri elinde bir tomar kağıtla geldi çağırıyor rastgele çocukları en son isim  saymaktan sıkıldı almayanlar gelsin alsın dedi . Bende bi heves gittim yerden 4 basamak yüksekteki masasının yanına tam elimi uzatacağım  tüm sınıfın içinde dedi ki bana ” boşyere alma nasılsa kazanamazsın senden bir halt olmaz ” herkes güldü bana ! ağladım ağlayacağım ama ağlayamıyorum da kızmak geliyor içimden ama kızamıyorum da o kadar eziğim ki kızmayı beceremiyorum. Başarısız okul hayatım işte böyle başladı. Okula gitmeden erken yaşta kendi kendine okumayı sökmüş 5 yaşında el kadar boyumla müdürü ikna etmiş ona gazetenin büyük yazılarını okuyarak gönlünü kazanmıştım ama şimdi bu neydi geldiğim nokta ! kayda geçilsin : at kuyruklı kısa boylu bu tuhaf kız çocuğu başarısızlar listesine geçsin…. Birtek okumam çok iyiydi çok hızlı okuyordum . Sınıfta herkese bir görev veriyorlar , sınıf başkanı özgen diye bir bebe sabit  çünkü çocuk parlıyor zaten (bende hafiften aşığım ona ama biliyorum ki bakmaz asla  ) kitaplık kolu seçilecek kimse el kaldırmadı , aha dedim tam fırsatını bulmuşum kaldırdım elimi öğretmen biraz bekledi başka gönüllü olmayınca mecbur bana verdi anahtarı. Allahım nasıl mutluyum ! içinde toplasan 20 kitap olmaz , eskilikten her yanı oynayan o kitaplığın anahtarı bende ya ! Kitap almak isteyen gelip benimle konuşmak zorunda kalıyor (benimle pek konuşan olmazdı bir tek leyla vardı alt sokaktan komşumuz ) kitapları çocuklara verirken sanırsın profesör olmuşumda onlara kitapları hediye ediyorum. O kitapları okumam 1 ay sürdü sadece , çoğuda inceydi zaten çabuk bitti. 

Bir şekilde ilk okul bitti. Ortaokul başladı, ben nasıl mutluyum nasıl mutluyum bi güven geldi bana niyeyse! ilkokulun ezik kızı bu sınıfta tanınmıyordu nasılsa. her derse farklı öğretmen giriyordu. Birde edebiyat hocamız vardı Vedat hoca bize ufaktan ufaktan işliyor okuma sevgisini kitap veriyor 1 ayda bitirmemiz için ben iki günde bitirip yeni kitap önermesini söylüyorum , iki satır okuyur devamını yazın kompozisyon ödeviniz diyor , hikayeye en çok yaklaşan ben oluyorum. Bildiğin yazıyorum yani ! okul güzel eğlenceli geçiyor arkadaşlarımda var bildiğin çete olmuşum onlarla takılıyorum. Lakin keşke hep okulda kalabilsek ama bu mümkün değil! Annem (babaannem) titiz huysuz bir kadın , hep bi ‘onun kızı dantel yapıyor , bunun kızı işleme yapıyor, çok kitap okuma gözlerin bozulur, evde sürekli temizlik yapılması lazım paspas elimizden düşmüyor. Benimde inadına elimden kitap düşmüyor , ders kitabı değil tabi roman, hikaye  okuyorum sürekli çünkü ancak o zaman hayal edebiliyorum. 

Okulda elişi yada ev ekonomisi tam hatırlamıyorum bir dersimiz var , öğretmen dedi ki peluş alın elyaf alın bir oyuncak yapacaksınız. Geldim eve dedim bunlar lazım Annem çıkardı bana eski yeleğin içinden yapış yapış gri bir peluşu al bundan yap dedi. ben onu yıkadım taradım falan biraz düzeldi başladım dikmeye . panda yapacaktım sonra ayıcık olsun bari dedim . Olmadı tabi bişeye benzetemedim birde çirkinki kollar uzunca falan mecbur aldım götürdüm okula öğretmen demezmi ki ‘aferim sana koala yapmışsın nesli tükenmekte olan bir hayvanı yapman ne hoş’ içimden diyorum koala ne acaba ilk defa duydum evde gazete kuponlarıylamı aldık tam hatırlamıyorum ansiklopedi var (evde saklanan tek kitap olur kendileri) açtım baktım , vallahide benziyor billahide benziyor. Kendimi çok sevdim o an sonra geçti……

çok uzattım yazıyı ama olsun kendime yazıyorum zaten kimse okumasa da olur ! günler haftalar olaylar üzüntüler sevinçler ve hep benim çırpınışlarımla geçti günler. O koşturmacada nefes alabildiğim zamanlarda hayallerime sarıldım , omuzlarımda ki yük öyle ağırdı ki taşımak için heybemden birşeyleri atmam gerekiyordu. Sorumluluklarımı atamayacağım için hayallerimi attım birer birer sonra sevdiğim şeylerden vazgeçmeyi öğrendim. sonra hayatımda ki insanların sevdiği şeyleri sevmeyi öğrendim . Hayat Tarkan dinlerken , Zeki Mürene geçiyor oradan da Neşet Ertaş’a bağlanıyordu. Hayallerimiz süpürgenin arasında sıkışıyordu anlayacağınız….

GÜLCE 

4 comments

Bir Cevap Yazın