KUTSAL TERLİĞİN GÜCÜ ADINA

     Benim çocukluğum babaannemin yanında geçti . Kendisi aşırı derecede temizlik meraklısı ve huysuz olmasıyla ünlüdür (yanlış anlaşılmasın çokta sevilir yani). Babaannem temizlik yapmaya başladığı zaman evin geri kalan gariban takımı karalar bağlardık çünkü o temizlik fırça yemeden onun cinnet geçiren hallerine maruz kalmadan asla bitmezdi. Birde yardım etmeye kalkarsın asla beğenmez yaptığın işi laf söyler bağırır çağırır olmadı tepende bekler sana temizletir sonra birde kendi temizler. Öyle melek gibi tonton bir insan evladıydı kendisi :))

Bir gün içerdeki odada namaz kılıyor bende sessizce girdim odaya vitrinin en tepesinde tek gözü kör oyuncak saçlı bebeğimi alacağım . Şimdi sizin aklınıza güzel  elbise giyinmiş şirin uzun saçlı bir bebek gelmiş olabilir ama değil. Bursaya gittiğimizde bilmem kim akrabamız bana bir bebek almış, orjinal görünüşünü hatırlayamıyorum çünkü Ankaraya döndüğümüzde babaannem bebeğe hemen pazenden bir elbise dikti birde yelek ördü. Yanlış anlaşılmasın benim öyle bir talebim olmadı kendi içinden geldi çünkü bilmem kim akrabamız o bebeği aldı ya yıllarca saklamamız lazım  , bebeğin saçları dolaştı diye kesti tuhaf bişeye benzedi yamuk yumuk bişey sonra bir ara ben oynarken gözü bozuldu yatırınca kapanan göz kaldırınca açılmadı. O zamanda yedikmi bi kutsal terlik! aldı bebeği vitrinin tepesine koydu. Zaten bizim o vitrin dokunulmaması gereken eşyaların saklama yeriydi, kimse evde yokken o vitrini karıştırmaya bayılıyordum nedense ! neyse konuya dönelim. Tam bir adım attım babaannemin sesi yükseldi ALLAHU EKBEEEEEEEEERR ! ben bir an durdum tabi ne yaptım acaba diye düşünüyorum çünkü namaz esnasında çıkan o yüksek ALLAHU EKBERİN anlamı : kutsal terliği yemene saniyeler var,yaptığın hatadan geri dön ! ilk uyarı geçtikten sonra ben bir adım daha attım ve ikinci uyarı geldi , ben yine dondum kaldım (o kadar eziğim ki hemen suçluyum sanıyorum ) ama o an inceden düşünüyorum da ne yapmış olabilirim ? önceden mi kızdırdım yoksa şimdi birşey yaptımda mı kızıyor. 

Çözmem gereken problem büyük çünkü ne olduğunu bilmiyorum . Ben iki dakika falan bekledim yine bir iki adım attım  ve son uyarı daha bir şiddetli geldi . Çocuk aklımla koşa koşa geçtim yanından vitrine bir kaç saniyede ulaştım ve ne yaptım beğenirsiniz ! vitrine özenle dizilmiş hiç bir zaman kullanılmayan sadece tabağına babaannemin çiğnenmiş sakızlarını koyduğu fincanın üstündeki çiğnenmiş sakızı aldım ve kaçtım.

Elimde çiğnenmiş sakızla merdivenleri inip kaldırıma çıkmam 0.5 saniye sürmüştür. Kaldırımda elimde çiğnenmiş sakıza bakıyorum ! lan benim bile değil bari kendim çiğnemiş olsaydım . Attım sakızı yola gittim arka bahçedeki kayısı ağacının dalına tünedim, bir kaç çağla yedim . Sonra o bodur ağacın dalına uzandım, salak salak hayaller kurmaya başladım ve babaannem çağırana kadar da eve gitmedim. 

İşte Kutsal terlik o kadar güçlüydü ki! beni amacımdan döndürmesi için görmeme bile gerek yoktu…….

Not: Kutsal terliği şiddet unsuru olarak görmüyorum ve Babaannem hayatımda ki en değerli insanlardan biridir 

gülce

Benim hiç bisikletim olmadı amca

Bugün hayatımda ki bilmem kaçıncı çelmeden bahsedeyim size; hangi sene olduğunu çok iyi hatırlayamıyorum şimdi. ama ortaokul yada ilkokul son sınıfta olabilirim. O yaz herkesin bmx marka bisikleti var ama nasıl güzel nasıl havalı, okul bitmeden başlamışım pazarlığa , bizimkiler diyor ‘ karnende zayıf olmasın , onu yap bunu yap, vs ‘ ne dedilerse yaptım karnede hiç zayıf yok. Aldım elime karneyi nasıl koşuyorum eve babaannemin okuması yazması yoktu zaten . Bekledim akşam amcam gelsin onada gösterdim aferim bilmem ne derken geç oldu konuya giremeden uyumuşum . Tabi o günler her yere bisiklet resmi çiziyorum ama öyle böyle değil dağa bayıra , taşa, toprağa , kağıda aklıma neresi gelirse ! bahçenin taş duvarları bisiklet resimleriyle dolu. Rüyamda hep beyaz bir bisikletim var onunla geziyorum dağ bayır sokaklarda ayakta sürerek hava atıyorum millete , yolda ellerimi bırakıp sürüyorum falan. Anlayacağınız çok büyük aşk var bizim aramızda … Tabi evde ben ne zaman konuyu bisiklete çevirsem laf değişiyor bir türlü ‘söz vermiştiniz ama ‘ diyemiyorum. 

Birgün yine mahalleden birilerinin bisikletini yalvar yakar almışım ‘la bi tur  verde binim’ diye , baktım bir traktör durdu içinden bizim sokaktan arkadaşım bir kaç tanıdığım abla falan indi . Gittim yanına dedim ‘kız nerden geliyon böyle , zenci gibi kapkara olmuşsun’ döndü bana bi havalı havalı baktı ; ‘ben çalışmaya başladım kızım , kendi paramı kazanıyorum artık’ demezmi . ALLAH dedim içimden bende giderim paramı kazanırım bisikletimi kendim alırım. Yalvar yakar ikna ettim bizimkileri ben tek kalmayayım diye babaannemde geldi benle . Sabah 6 da kalktım giyindim bekliyorum , ama nasıl bir heyecan var içimde sabahın o sessizlik kokan serinliği içimi aydınlatıyor resmen . Bindik traktörün arkasına güle oynaya gidiyoruz, indik boylu boyunca bozkır bir tarlada ucu bucağı yok ! eğildik nohut yoluyoruz,  bel falan kalmıyor tabi kolay değil nohut yolmak ama olsun hiç mızmızlanmıyorum ellerim yara bere içinde kalıyor , çeşme başına bir çoban geliyor her gün biz oradayken gelip türkü söylüyor bize , sonra bir başkası başlıyor türküye , diğeri arabesk söylüyor, bana haluk leventin şarkısını söyletiyorlar ; ‘ölürüm yoluna ölürüm yine de sana boyun eğmemmmmm ‘ diye yanık yanık başlıyorum bende, dünya umurumda değil arkadaşım yanımda herkes bizi seviyor güle oynaya gidip geliyoruz ben yarım yevmiye alıyorum babaannem tam yevmiye.  14 gün boyunca gittim nohut yolmaya tam bisiklet parası çıktı o sıra babaannem köye gitmeye karar verdi. 

Bir kaç gün sonra benim patron geldi bize paramızı vermeye, ben nasıl heyecanlıyım hemen koştum çay demlemeye mutfağa o sırada paramı amcama vermiş gitmiş. Bu sefer başladım ben hemen bisikletçiye gidiyorum her gün beyaz bisikleti ayırtıyorum ‘aman amca bak sakın kimseye verme ‘ . Derken ben bizimkilerin gözüne gözüne sokuyorum milletin bisikletine binip kapımızın önünden geçiyorum hani bakın görün ben çok güzel sürüyorum diye gösteriyorum. 

Bir gün kuzenimle oturuyoruz ben bisiklet muhabbeti yapıyorum bana döndü dediki ‘ ben duydum amcan sana bisiklet almayacak! almaya gerek yok milletin bisikletine biniyor işte hevesini alsın zaten okul başlayacak’ bunu duyduğum anda tüm dünyam yıkıldı sanki başıma , APTALLAŞTIM  zaten çokta akıllı sayılmazdım. Boğazıma düğümlendi kelimelerim , ağlayamadım , hesapta soramadım !!!! Kimseye de belli etmedim üzüntümü . Tamda o gün yüreğimde kocaman bir yara açıldı ve o yaranın içine sakladım bisikletimi bir daha da kimsenin bisikletine binmedim ve bir daha o bisikletçinin önünden geçmedim . Büyüklerin yaptığı en büyük hata çocuklara karşı sözlerine sadık olmamalarıdır. EĞER YAPMAYACAĞIN BİR ŞEYSE HAYIR DE ! hayır demek daha iyidir bazen …….. 

Arabesk mi dinliyorsun ?

Hadi çekinmeyin itiraf edin :)) 

Lise 1. sınıftayım arabesk müzikle ilgili hiçbir fikrim yok . Ailecek izlediğimiz Türk filmlerinde çalanları saymazsak … Zaten o zamanlar benim sabit fikirlerim yada zevklerim hobilerim falan da yok suratımda hunharca çıkan sivilceler ömrümü çürütmeye başlamış . Aynaya baktığımda ” kim bu gerizekalı ” diye bir şaşırıyorum önce , sonra bir bakıyorum benmişim . 

Yeni okulum eve  uzak kız okulu birde disiplinli ki sormayın gitsin. Öğretmenlerle problem yok ama o 4. sınıf BAYANlar yok mu! Yeminle HİTLER yaşasa bunların önünde ceketini iliklerler. Okulda hademe yok,bunlar  sınıfa geliyorlar ” temizlik var” diyorlar , bir kaç kişiyi alıp götürüyorlar. Benimde tuttular kolumdan götürdüler yanımda bir kaç arkadaşla verdiler kimimizin eline süpürge kimimize toz bezi yer siliyoruz masa siliyoruz bir kısım tuvaletleri yıkıyor. Gören bizim orada öğrenci olduğumuza asla inanmaz. Ama çok eğlenceli hale getirdik sonra o ayrı mesele lakin  ilk sefer zor oluyor :)) Benim başımda bir kız duruyor , saçları yumak yumak tepesinde topuz yapılmış ama yanlardan zaptedilemeyen kıvrımlar çıkıyor yemek salonundayız güneş ışığı camlardan bunun saçlara yansıyor az biraz kızın çatık kaşlarıyla korkunçlaşan görüntü bildiğin kabusa dönüşüyor. O gün aynı masayı tam 5 kere sildirdi bana vicdansız sirius cadısı…. ” bize bayan diyeceksiniz , o yasak bu yasak ” diye sınıfa gelip nutuk çekerlerdi. Onlar mezun olunca okul yavaş yavaş bizim gibi gevşeklerin eline geçti de rahat ettik :)) 

Neyse işte o günlerde ergenlik bir yandan sivilceler diğer yandan saldırıyor ve bingo mahalleden arkadaşların sevgilileri var , sürekli bir aradayız akşamları merdiven başı yada balkon konuşmalarında muhabbet aynı onların sevgilileri ve ben sap gibi ortadayım. bir haftasonu pikniğe gideceğiz kızlar ayarlama yapmış . Ben yanlız kalmayayım diye kepçe kulaklı yeşil gözlü kendine iki beden büyük gelen bir ceketle biri geldi , herkes kendi dalgasında bende sivilcem az diye çekirdek çitliyorum… okuldan falan konuşuyoruz işte sonra bana ”arabesk dinlermisin ? ben ferdi müslüm orhan baba dinlerim çokta severim” deyince ben bir süre düşündüm içimden eliyorum tabi hangisi daha düzgün diye Ferdi Tayfurun anırır gibi şarkı söylediğini düşünmüşümdür hep niyeyse, Müslüm desen jiletçi dedim en iyisi orhan babayı seçmek . ” orhan babayı severim” dedim ama o an bana bir şarkısını sorsa asla cevap veremem . 

Lise aşkı diyorsunuz ya şimdi değildi! yüzyüze görüşebildiğimiz tek ortam o zaman oldu sonrasında gizli gizli konuştuk telefonda bir iki kez . O dönemlerde tüm evlerde telefonlara kilitli kutu yapmak ve o kutunun üstüne dantel sermek gelenekti. Birgün yine telefonun kapama tuşundan kodlayarak aramışım kaçak göçek konuşuyorum . Bir gölge belirdi ensemde BABAANNEM , o dönemlerde herkesin kapısında tül perde asılı olur kapılar sonuna kadar açık yatılırdı, meğer konuşmamı dinlemiş ….!  Elinde kutsal terlik  yapıştırdı sırtıma , beni sorguya çekti bi güzel sonra hızını alamadı bastı gitti çocuğun evine (herkes birbirini tanırdı çünkü) kadını tehdit etmiş falan sonra bizimkini sakinleştirmişler aramızda bişey olmadığına ikna etmişler neyse bana yasak koydu tabi hiç bir yere gidemezsin okuldan eve evden okula . İşte tam o zaman Orhan Gencebay sevdası başladı bende ilk aldığım kaseti Aklım takıldı oldu sonra da kolleksiyon yapmaya başladım. ve tüm kaset kolleksiyonumu evlenirken babaevinde bıraktım hepsi kayboldu tabi . 

şimdi soruyorum size hanginiz Orhan babanın Beni böyle sev şarkısına yada Dertler benim olsun diyerek yüreğimizi yakan nağmelerine tepkisiz kalacaksınız :)) en entelinizin bile Ruhu sökülür orhan babanın bağlamasındaki tınılara……. O yüzden boş yere artistlik yapmayın kabul edin ve gümbür gümbür dinleyin                                                                                           GÜLCE 

süpürgenin arasına hayallerin kaçmış

İnsan isterse herşey olabilir der bir Amerikan atasözü , Oysa bunun Türkçe karşılığı aynen şudur ” senden bir halt olmaz otur oturduğun yerde” . En uçsuz bucaksız hayallerimizi çocukluk yıllarında başlarız birşeylerin arasında bırakmaya. Diyelim okula başladın , sırtında koca bir çanta bir heves gidersin bazende korkarsın o koca binadan çünkü anasından ayrılan minik kuşlar gibi titrer kolun kanadın. Biraz şanslıysan ailen ne hissettiğini anlamaya çalışır sana güven verir. Çimlere yatıp buluttan hayaller kurmanı destekler ama şansın yoksa erkenden başlar yüreğinde hayaller bitmeye ! önce düzgün çizemediğin eğriler kabusun olur sonra defterine kargacık burgacık yazabildiğin kelimeler! Kendini aptal sanırsın beceriksiz sanırsın iteleye öteleye bir şekilde okul hayatı sürer gider. 

Gerçek tektir derler ya ! Kime göre neye göre demek lazım aslında sana gerçek gelen doğru gelen ya bana yalan yanlış geliyorsa! 

İlkokul’da sınıf öğretmenimiz (zaten herşeye tek öğretmenimiz vardı) tam 5 yıl boyunca bizimle birlikteydi . Nefret ederdim ondan ! oda beni sevmezdi çünkü sevebileceği çocuklar arasında değildim ! ona öğretmenler gününde güzel hediyeler verecek zengin bir ailenin çocuğu değildim . Fakirmiydik yoksa varlık içinde yoklukmu yaşıyorduk şuan tamda bunu kestiremiyorum . Neyse işte bir gün anadolu liseleri (aslında ortaokul) sınavları için form dağıtıyor , o zaman da sayı sınırlı herkes alamıyor formu ! içeri elinde bir tomar kağıtla geldi çağırıyor rastgele çocukları en son isim  saymaktan sıkıldı almayanlar gelsin alsın dedi . Bende bi heves gittim yerden 4 basamak yüksekteki masasının yanına tam elimi uzatacağım  tüm sınıfın içinde dedi ki bana ” boşyere alma nasılsa kazanamazsın senden bir halt olmaz ” herkes güldü bana ! ağladım ağlayacağım ama ağlayamıyorum da kızmak geliyor içimden ama kızamıyorum da o kadar eziğim ki kızmayı beceremiyorum. Başarısız okul hayatım işte böyle başladı. Okula gitmeden erken yaşta kendi kendine okumayı sökmüş 5 yaşında el kadar boyumla müdürü ikna etmiş ona gazetenin büyük yazılarını okuyarak gönlünü kazanmıştım ama şimdi bu neydi geldiğim nokta ! kayda geçilsin : at kuyruklı kısa boylu bu tuhaf kız çocuğu başarısızlar listesine geçsin…. Birtek okumam çok iyiydi çok hızlı okuyordum . Sınıfta herkese bir görev veriyorlar , sınıf başkanı özgen diye bir bebe sabit  çünkü çocuk parlıyor zaten (bende hafiften aşığım ona ama biliyorum ki bakmaz asla  ) kitaplık kolu seçilecek kimse el kaldırmadı , aha dedim tam fırsatını bulmuşum kaldırdım elimi öğretmen biraz bekledi başka gönüllü olmayınca mecbur bana verdi anahtarı. Allahım nasıl mutluyum ! içinde toplasan 20 kitap olmaz , eskilikten her yanı oynayan o kitaplığın anahtarı bende ya ! Kitap almak isteyen gelip benimle konuşmak zorunda kalıyor (benimle pek konuşan olmazdı bir tek leyla vardı alt sokaktan komşumuz ) kitapları çocuklara verirken sanırsın profesör olmuşumda onlara kitapları hediye ediyorum. O kitapları okumam 1 ay sürdü sadece , çoğuda inceydi zaten çabuk bitti. 

Bir şekilde ilk okul bitti. Ortaokul başladı, ben nasıl mutluyum nasıl mutluyum bi güven geldi bana niyeyse! ilkokulun ezik kızı bu sınıfta tanınmıyordu nasılsa. her derse farklı öğretmen giriyordu. Birde edebiyat hocamız vardı Vedat hoca bize ufaktan ufaktan işliyor okuma sevgisini kitap veriyor 1 ayda bitirmemiz için ben iki günde bitirip yeni kitap önermesini söylüyorum , iki satır okuyur devamını yazın kompozisyon ödeviniz diyor , hikayeye en çok yaklaşan ben oluyorum. Bildiğin yazıyorum yani ! okul güzel eğlenceli geçiyor arkadaşlarımda var bildiğin çete olmuşum onlarla takılıyorum. Lakin keşke hep okulda kalabilsek ama bu mümkün değil! Annem (babaannem) titiz huysuz bir kadın , hep bi ‘onun kızı dantel yapıyor , bunun kızı işleme yapıyor, çok kitap okuma gözlerin bozulur, evde sürekli temizlik yapılması lazım paspas elimizden düşmüyor. Benimde inadına elimden kitap düşmüyor , ders kitabı değil tabi roman, hikaye  okuyorum sürekli çünkü ancak o zaman hayal edebiliyorum. 

Okulda elişi yada ev ekonomisi tam hatırlamıyorum bir dersimiz var , öğretmen dedi ki peluş alın elyaf alın bir oyuncak yapacaksınız. Geldim eve dedim bunlar lazım Annem çıkardı bana eski yeleğin içinden yapış yapış gri bir peluşu al bundan yap dedi. ben onu yıkadım taradım falan biraz düzeldi başladım dikmeye . panda yapacaktım sonra ayıcık olsun bari dedim . Olmadı tabi bişeye benzetemedim birde çirkinki kollar uzunca falan mecbur aldım götürdüm okula öğretmen demezmi ki ‘aferim sana koala yapmışsın nesli tükenmekte olan bir hayvanı yapman ne hoş’ içimden diyorum koala ne acaba ilk defa duydum evde gazete kuponlarıylamı aldık tam hatırlamıyorum ansiklopedi var (evde saklanan tek kitap olur kendileri) açtım baktım , vallahide benziyor billahide benziyor. Kendimi çok sevdim o an sonra geçti……

çok uzattım yazıyı ama olsun kendime yazıyorum zaten kimse okumasa da olur ! günler haftalar olaylar üzüntüler sevinçler ve hep benim çırpınışlarımla geçti günler. O koşturmacada nefes alabildiğim zamanlarda hayallerime sarıldım , omuzlarımda ki yük öyle ağırdı ki taşımak için heybemden birşeyleri atmam gerekiyordu. Sorumluluklarımı atamayacağım için hayallerimi attım birer birer sonra sevdiğim şeylerden vazgeçmeyi öğrendim. sonra hayatımda ki insanların sevdiği şeyleri sevmeyi öğrendim . Hayat Tarkan dinlerken , Zeki Mürene geçiyor oradan da Neşet Ertaş’a bağlanıyordu. Hayallerimiz süpürgenin arasında sıkışıyordu anlayacağınız….

GÜLCE 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

14914928_1823190397938554_1506972028_n

Merhaba dostlar bu yazımızda www.kendindik.com bloğunun sahibi irem hanımın etkinliğinden bahsedeceğim. kendisi dikiş odamda 29 ekim etkinliği yaptı ve bende tabi ki buna duyarsız kalamazdım en güzel kırmızı en güzel beyaz da bizimde imzamız olmalıydı. Aslında amacım anne kız kombini yapmaktı kendi kıyafetimin deri kısımları eksik kalınca sadece kızımın elbisesine yoğunlaştım . beyaz şifon elbisenin yapım aşamalarını çekmedim unutmuşum şifonu dikmek için nişastalı suya yatırdım ve ütüledim. Elde ettiğim sertleşmiş kumaş bana dikerken hiç zorluk çıkarmadı. etek astarının üstüne iki kat tül diktim buda daha havalı olmasını sağladı . gelelim çiçeklere evde bulunan iki adet kırmızı çiçeğin dokusu çok güzeldi rengiyse tam bayrak kırmızısı :))14885759_1823190081271919_16434519_n

çiçekleri saatlerce düşündüm nasıl yapsam diye ! Bu elbisenin bir anlamı bir hikayesi olmalıydı bir şeyler anlatabilmeliydi.  Ülke olarak zor günler geçiriyorduk , ATATÜRK’ ün bizlere emanet ettiği bu vatan yine rahat nefes alamıyordu . CUMHURİYET bana göre bir ağaç gibidir  ! rüzgar zaman zaman sert eser kan kırmızı çiçekler toprağa düşer can verir kan akar ….. yaprakları daralır belki gönlünce genişleyemez ama kökü sağlamdır ne olursa olsun sert rüzgarlar sağlam köke asla zarar veremez !

Biz farklılıklarımızla güçlüyüz ! bizi birleştiren aynı şeyleri konuşuyor olmamız değil ! Vatan mevzu bahis olduğunda birlik olabilmemizdir !

yavrularımızın daha güzel yarınlara cumhuriyet ışığında uyanması duasıyla sevgiyle kalın

GULCE

Dünyayı çocuklar yönetsin

 

 

 

masum çocuklar                                                                                                                                         Başlığı görünce siz eminim “böyle şey olurmu hiç !” diyeceksiniz. Olur hemde öyle güzel olur ki ! biz büyükler yaşımız ilerledikçe hırslarımıza ,arzularımıza yenik düşüyoruz canavarlaşıyoruz. Oysa çocuklar masum kavgaları da masum oyunları da istekleri de . Geçen gün oğlum kendi kendine denizde oynarken yanına Rus bir çocuk geldi, kaynaşıp oynamaları iki dakikalarını bile almadı  saatlerce birlikte koşturup oynadılar eğlendiler sonra bir ara buldukları bir sopa yüzünden kavga ettiler ! sonrasında barışmaları yine uzun sürmedi…

Beni bu yazıyı yazmama iten sebep o anda elimde okuduğum Falih Rıfkı Atay’ın ZEYTİNDAĞI adlı eseri oldu. Almanların yanında girdiğimiz savaşın bir kısmını anlatıyordu. Kudüs’te, Lübnan da ve Medine de verdiğimiz mücadeleyi o topraklarda nasıl kandırıldığımızı ve nasıl boş yere emek harcadığımızı anlatıyordu. Okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Arap ülkesinde yaşıyordum ve o anki hissiyatım tüm arapların kalleş olduğuydu! Lakin bu fikrimin ırkçılık olduğunu üzülerek farkettim. Biz büyükler ! böyleyiz işte ! bir anda düşman kesilebiliyoruz , öfkemize, hırslarımıza hakim olamıyoruz.  Dünyanın dört bir yanında oluk oluk kan akıtılıyor. Ne için ! Sadece para için!

Masumiyetini yitirmiş büyükler dünyasında iyiliğe mutluluğa barışa yer yok! iyisimi biz iyiliği bilen masumlara bırakalım dünya yönetimini , en fazla oyuncakları paylaşamaz iki dakika küserler birbirlerine ama sonra yine başlarlar neşeli kahkahalar atmaya , kaybettiğimiz masumiyeti belki de onlar sayesinde yeniden kazanırız !

GULCE

KADININ ADI !

Bir genç kız düşünün gecenin bir yarısı çıkmış sokağa kulağında müzik, aklında eve gitme çabası ve sırtına dayanan bıçağın soğuk teni ‘sesini çıkarma seni delik deşik ederim ‘ diyen tanımadığı bir erkek nefesi….

Bir genç kız düşünün okuldan evine dönüyor vakit çokta geç sayılmaz ama hava kararmış. dolmuşta ablasına yada annesine mesaj atıyor ‘yoldayım geliyorum’ diye. oysa onu taşıyan katilinin çirkin niyetinin farkında bile değil….

Bir kadın düşünün kocasından yediği dayaklar canına tak etmiş, polise sığınmış ‘kocandır barışın ‘ deyip geri göndermişler. Sonra bir yolunu bulup kaçmış elinden boşanma davası açabilmiş, oysa kocasının evlatlarının önünde onu hunharca katledeceğinden habersiz….

Henüz 13 yaşında bir genç kız düşünün annesi tarafından erkeklere peşkeş çekilmiş bekareti bozulmasın diye de ihtimam gösterilmiş . Mahkemede yargılananlar adamlar hatırı sayılı kişiler ‘rızası vardı ‘ demişler….

Bir çocuk düşünün henüz 14 yaşında babası tarafından tecavüze uğramış hemde defalarca yetmemiş birde çocuk doğurmuş ona Sosyal hizmetler uzmanı ameliyathaneye kadar gelip ‘aman anne bebeği görmesin’ diye ihtimam gösteriyor.

Bu hikayeleri dahada fazla anlatabilirim. Her gün haberlerde duyuyoruz izliyoruz gazetelerin üçüncü sayfasında cinayet haberi olarak geçiyorlar. Lakin toplum olarak tepkisizlik diz boyu bizde !

gecenin bir vakti ne işi vardı o kızın orada acaba?

Neden mini etek giyip tahrik etmişti! neden kıskandırdı kocasını ! babasını tahrik etti , babanda olsa baldır çıplak dolaşmayacaksın erkek önünde…!

Neden erkekler uçkurlarına sahip çıkamıyor ya da bir anlık öfke deyip can alabiliyor? Diyelim ki bu insanlar  ahlaksız, herkes ahlaklı olacak diye bir kaide yok! kötülük kabilden bu yana süregelmiş zaten. Lakin Adalet olsaydı , kanunlar gerçekten haklıyı haksızı ayırabilseydi , ahlaksızlık bu derece artabilir miydi? okullarda din dersi veriliyor ya vermesinler! islam öğretilmiyor islam ezberletiliyor! imanın şartı, islamın şartı, 32 farz , namaz sureleri ve bitti. Peki ya Peygamberimizin (S.A.V) ahlakı! eşine ev işlerinde yardım edecek kadar merhametli davranması, çocuklara olan hürmeti, gayrı-müslim bir komşusuyla bile bir tabak yemeğini paylaşıyor olması, bir çocuğun kuşu öldü diye o çocukla birlikte kuşu gömüp birlikte dua etmesi, insanlara olan sevgisi merhameti . Kuranda kadının yerini anlattın mı? Hz. Yusuf’un kendi iffetini korumak için zindanları tercih ettiğini anlattın mı hiç?

Neyi öğretebildin bu çocuklara? Türk tarihini anlatabildin mi? Sultan Süleymanı diziden tanıdılar, haremden çıkmayan kendi oğlunu öldüren bir padişah gibi tanıtıldı. Oysa sarayın bahçesinde karıncaların yediği bir ağacın kesilmesi için bile hocasına danışan karıncaların bile üzerinde hakkı olduğunu düşünen cihan hükümdarının adaletini anlatabildin mi? Peki ya Atatürk’ü anlatabildin mi? onun asıl hedefini asıl niyetini eğitime verdiği ehemmiyetini anlatabildin mi! FİKRİ HÜR VİCDANI HÜR gençliğin ne demek olduğunu anlatabildin mi!

HAYIR ! HAYIR! Yıllardır ne eğitim sistemini düzeltebildin ne de diğer sistemleri son darbeyi ADALETE vurdun. düşünene müebbet verdin ! öldürene, tecavüz edene iyi hal indirimi yaptın.

Ne zaman ve nerede geçtiğini hatırlayamadığım bir yazıyı hatırlıyorum şimdi. Bir eyalette genç kız akşam 10 da evine dönerken bir genç tarafından sözlü tacize uğruyor ve şikayet ediyor. taciz eden genç yakalanıyor ve yargıç ona 55 yıl hapis cezası veriyor. bu cezanın açıklamasını da şöyle yapıyor; “5 yıl bir genç kızı taciz edip korkuttuğun için, 50 yılı da eyaletimizde genç kızların gece dışarıda rahatça dolaşabilme özgürlüğüne olan güven ve inancın sarsılmasına sebep olduğun için aldın ” diyor.  Sizce bu eyalette yaşayan ahlaksızlar sözlü tacize cesaret ederler mi?  ben şahsen edemem . ADALET LAZIM ADALET kadının adının bu ülkede olabilmesi için sadece ADALETİ SAĞLA YETER

GÜLCE

 

 

 

 

Benden gayrısı gerizekalı

ATATÜRKŞimdi siz düşünüyorsunuz, bu başlıkta neyin nesi böyle? son zamanlar da nedendir bilinmez üzerimde bi affetme bi hoş görme durumu var. Kimseye kızmak ya da öfkelenmek istemiyorum. Şu içinde yaşadığımız dünya hayatının geçici olduğunu ahiret inancı olan herkes bilir ve hep bunu söyler. Lakin gelin görün ki iş uygulamaya geldiğinde çoğumuz sınıfta kalırız :))

Yani eee ? dediğinizi duyar gibiyim. tamam lafı dolandırmaya süsleyip püslemeye gerek yok. Sosyal medya üzerinde denk geldiğim bir olay nedendir bilmem beni buna yazmaya itti. Hepinizin malumu tüm dünya da yeni bir akım var ‘sosyal medya kanalıyla mesaj yollama yorum yapma, yalan yanlış haber paylaşıp hakaret etme’ bu işler bu ara en sevdiğimiz şeyler arasında. Çünkü biz vazgeçemiyoruz bundan! mesela biri takip ettiği sevdiği bir din adamına bir şey söylendiğin de (bunun küfür ya da hakaret olması gerekmiyor) mutlaka cevap verme ihtiyacı hissediyor. vermezse Allah korusun hocası ona ‘hamili kart yakınımdır’ demeyebilir. Sonuna kadar savunur bu insanı asla hata yapmayacağını asla yanlış bir laf söylemeyeceğini bilir. Karşı paylaşım yapanın onun en yakın arkadaşı ya da akrabası olması falan fark etmez, onun için ölçü akrabalık komşuluk arkadaşlık falan değil. O kendinden başka halis müslüman tanımaz çünkü. Namazını kılar, kitaplar okur, cafcaflı sözlerle ‘ ben hakiki müslüman’ım siz kimsiniz ki?’ diye haykırır. Hocasının sohbetlerine gitmek için yüzlerce km yol yapmayı göze alır da iki adım ötesinde yanlız başına yaşayan anneannesini ,babaannesini yada ana-babasını görmeye gitmez ! arayıp da hal hatır sormaz. Çünkü kıymetli vaktini böyle şeylerle harcamamalıdır. İlim öğrenmelidir, (kolay değil süslü sözleri paylaşmak, kolay değil dindar gözükmek)

Faizi hiç sevmez ama kredi kartı kullanır. Akrabasına el vermez ama tatil beldelerin de üzerine yapışan haşema ile elin adamlarının içinde gezmekte bir beis görmez. Ona göre müslüman olsa da ibadetlerini elinden geldiğince yapmaya çalışan birinin kendiyle bir olmasının mümkünatı yoktur. sosyal medya üzerinden GERİZEKALI demende bir sakınca yok zaten. Nasılsa sen daha elit bir Müslümansın!!!!  ama sende merhamet yok! sende iyilik yok sende ailene akrabana hürmet yok !!! kendinden başkasını da düşünmezsin!! eee sen süpersin geri kalanlar GERİZEKALI öylemi ? Dikkatli ol arkadaş ! Allah kibirli olanı sevmez! gönül kırıyorsun ya hani belki farkında bile değilsin ya işte o gönüller sana buğzetmesin. Dikkatli ol BİLGİ YÜKLÜ MERKEPLERE dönmeyesin.

Gelelim karşı takıma! onlara göre de herkes cahil herkes koyun herkes alt tabaka (karşı taraf seni tarif etmeme gerek yok nasılsa biliyorsun ne olduğunu ) memleket batıyor, memleketin ahvali iyi değil ! Ah ATATÜRK gelecekti ki şimdi.. ah bu insanlar neden bu kadar cahil ! şu görüntüye bak! Dinciler bizi yönetiyor! memleketin yarısı gerizekalı! diğer yarısının akıllı olması kurtarmıyor memleketi. NEDEN çünkü akıllı olanlar ORTADA YOK! Madem akıllısın madem ülkeni çok seviyorsun madem bu cehalet canını sıkıyor. madem sen ATATÜRKÇÜSÜN o zaman öğret o cahil insanlara gerçeği anlat . Aldığın eğitimi bu yönde kullan, gerçekten seviyorsan ülkeni ülken için çalış ve ülkende yaşayan herkesi sev kabullen ve inandığın değerleri aşıla onlara. Evladına değer veriyorsun özel okullarda okutuyorsun her istediği şeyi alıyorsun . Sadece oyuncak masrafını kıs ve cahil dediğin fakir bir çocuğun eğitim masrafını üstlen sadece para göndermekle yetinme! git tanış o insanlarla bir bardak çaylarını iç fakir evlerini ziyaret et eskimiş kanepelerinde oturmaktan çekinme. Anlat o insanlara! gerçeği izah et! işte ancak o zaman kazanacaksın….

BU ARADA BİRDE TEK DERDİ PARA VE MAKAM OLANLAR VAR AMA ONLARI BAŞKA YAZIYA SAKLIYORUM. Çünkü haddinden fazla germek istemiyorum sizleri :)) Malum bende bu ara pozitif olmaya çalışıyorum.

Sıra geldi bana :)) herkese laf söylerim de kendime söylemem mi sanıyorsunuz! Tabi ki söylüyorum , aslında kendi kusurumu görmekten başkalarını pek göremiyorum (bu da görmeyen halim ) Açıkçası ben her Rabbim ile buluşmam da ona kalbime merhamet vermesi, bana yapılan hataları unutturması ve kendi yaptığım hataları düzeltmem için yalvarıyorum. (size de tavsiye ederim, insan kendini hafiflemiş hissediyor.)

Ve geldik yine bir yazının sonuna … bu yazımdan kırılan gücenen olursa kusuruma bakmasın. derdim gönül kırmak değil gönül yapmaktır. Sevgiyle kalın a dostlar…..

GÜLCE

sosyal çatışma

yeni bir yazıyla yine karşınızdayım. Son zamanlarda çok önemli bir dönüm noktası yaşadık ülke olarak; kargaşa,kaos ve çatışmaların yaşandığı herkesin birbirine öfke kustuğu yine ‘koyun, geri zekalı, imansız, gavur,züppe… vs’ gibi lafların sosyal medya üzerinde uçuştuğu günlerden geçiyoruz. Neden bu kadar birbirimizden nefret ediyoruz ? neden birbirimizi anlamaktan bu kadar uzağız hiç düşündünüz mü? dilerseniz bunu partiler üzerinden giderek yapalım . Ana muhalefet partisi CHP ; yıllarca kendi halkını tanımayan bir parti oldu ! milletin ne düşündüğünü ne hissettiğini ve nasıl yaşadığını bir türlü anlayamadı anlamakta istemedi çünkü sosyalist aydınları başka bir hayatı yaşıyorlardı , dindar olan insanlar bağnaz gerici olarak görüldü. Avrupai yaşantılarına devam edip keyif çattılar ahkam kestiler. okumuş , kültürlü ilim irfan görmüş kimselerdi ! okumamış insanla bir kefeye konulamazdılar. Osmanlı’dan ölesiye nefret ettiler (sanki kendi ataları avrupalılarmış gibi) Atatürkçüyüz biz dediler her yerde Atatürk imzasını kullandılar oysa çoğu Atatürk’ün bir tane bile eserini okumamış onun ideallerini hiç anlamamışlardı. Muhasır medeniyetler seviyesini avrupa’da arıyorlar kendi tarihlerine geçmişlerine bakmak akıllarından bile geçmiyordu. Sonra demokratız biz özgürlükçüyüz diyen bu kitle gün geldi üniversitelerde ve kamu kurumlarında başörtüsü yasağı çıkınca gencecik kızlar gözyaşları içinde başlarını açınca hepsi alkış tuttu. Kimsede demedi ki ‘arkadaş özgürlüğe engel olamazsınız. din ve vicdan hürriyeti engellenemez’ . Onlara göre ibadet gizli yapılması gereken sadece camilerin içinde kalabilen bir durumdu ! ama işin rengi öyle değil işte… islam camilerde değil tüm hayatın içinde olan yaşanan canlı bir dindir. Tam bu yasaklar olduğu sırada bazı cemaat önderleri sessiz kalmayı tercih ettiler. ‘başörtüsü teferruattır ‘ diyen Fetullah Gülen kendi cemaatinin genç hanımlarına başlarını açma konusunda bir nevi mesaj vermiş oldu. (bunu bildiğim günden beri kendilerinden nefret etmekteyim tamamen kişisel bir nefrete sahibim ) bu uygulama konya selçuk üniversitesi hukuk fakültesinde başladı sanırım ilk defa! denemeydi aslında tepki ölçülüyordu. ve bizim sakin müslümanlarımız sustu. İlahiyat fakültesi dibinde olaylar yaşanırken müslüman öğrencilerimiz sesini çıkarmadı nasılsa onlar için korkulacak bir şey yoktu nasılsa onlar hala başörtülerini takabiliyorlardı! ama öyle olmadı . bu yasak tüm ülkede uygulanmaya başlandı 28 şubat süreci tıkır tıkır işliyordu! ama kim tarafından ! emperyalist güçlerin istemediği tek şey ülkelerde bir şeylerin iyi gitmesidir. Belli ki o dönemlerde bir şeyler iyi gidiyordu. Bu süreç yıllardan beri ezilen örselenen dindar kesimde yeni bir oluşum başlattı . İnsanlar böyle acılar yaşamak istemiyorlardı, genç kızlar inançlarından ötürü okuyamamanın verdiği öfkeyle dolup taşıyordu. Artık eskiyen körelen bu düzene bir dur demek lazımdı değil mi ! aslında milletin sorunu başörtüsüydü ama bazı güçlerin bu umurunda bile değildi. çıkaracakları arap baharlarında onlara yataklık edecek bir ülke gerekiyordu! büyük orta doğu projesi için Türkiye olmazsa olmazlarıydı plan basitti ! onların her dediğine evet diyecek bir lider gerekiyordu , halkın sevdiği biri olmalıydı onlardan biri. iki seçenek vardı önlerinde biri rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu diğeri Recep Tayyip Erdoğan ikisi de  halk adamı idi ve ikisininde ortak noktası hapishane hayatlarının olmasıydı. Kabul eden kişiyi tahmin etmeniz zor olmasa gerek! emperyalist güçler ülkemize para akıttılar her şey iyi gidiyordu . İşler tıkırındaydı yani ak parti mazlumların sesi olacak herkesi kucaklayacaktı , yaptılar da herkesi kucakladılar. Ne acıdır ki ben başörtüsü yüzünden soruşturmayı ak parti hükümeti baştayken geçirdim ve tesadüfen kendi sicil notumun 7’ye düştüğünü öğrendim ! hırsızlarla aynı kefeye konmuştum o an yaşadığım üzüntüyü size anlatamam. Tek suçum tesettürlü olmayı tercih etmemdi kendi hür irademle seçtiğim bu yolda yürürken zorlandım çünkü etrafımda bana destek olacak bir tane bile dostum arkadaşım ve akrabam yoktu. Allah bir şekilde destek oldu yanlız kalmadım güzel insanlarla dost oldum ( hayatımın en güzel yılları aslında o mücadele verdiğim zamanlarmış). peki ne oldu da işler böyle sarpa sardı. GÜÇ ! çok tehlikeli bir unsurdur dostlar gücün verdiği cesaretle piyonlar farklı hareket etmeye başlayınca olanlar oldu . Zaten celallenmeye gaza gelmeye hazır bir milletiz! yıllarca da dizilerle sosyal medyayla beynimiz hamur gibi olmuş . Harala gürele girdik yine birbirimizle çatışmaya sonra tapeler yolsuzluklar ayyuka çıktı. Bir taraf Tayyip Erdoğan’dan ölesiye nefret ederken bir tarafta ölesiye yapıştı liderlerine (osmanlıdan kalma alışkanlığımız var bizim birini tuttuk mu bırakamıyoruz ) 7 haziranda halk aslında hükümete ağzının payını verdi. Erken seçime gitmek tek çıkış yoluydu ak parti için gelelim püsgevitli Devlet Bahçeli’ye ilk günden seçime gidileceğini biliyordu bunun farkındaydı. Kurulan hükümetin seçim hükümeti olacağını bildiği için partisini harcatmak istemedi ! ama seçim sürecinde ne yaptı HİÇ kendini ifade edebildi mi HAYIR peki partideki diğer insanlar ne yaptı ? HİÇ ! sesini duyuramadı halkla iletişim kuramadı . İnsanlar bahçelinin HDP’ye olan tepkisine kızıyorlar ama bana çok normal gelen bir tepki bu ! kişilik olarak çok düzgün dürüst bir siyasetçi olmasına karşın malesef kendisi koltuğa yapışan ve kök salanlar listesinde yeniliğe açık değil ve buda partisine zarar verir hale geldi. 1 kasım seçimlerinin tek suçlusu bahçeli gösteriliyor oysa bu büyük haksızlık tamam hata yapmış yanlış bir taktik uygulamış olabilir ama bu seçim zamanında dindarlıkları yüzünden zulüm gören ve haziran ayından beri şiddeti kaosu yaşayan Türk halkının %49’u İMAN-KÜFÜR arasında tercih yapmıştır.

peki gelelim can alıcı konuya bu insanlara sosyal medya üzerinden saldıranlar ülkenin gerizekalı oranı bakalım % kaç olacak diyenler neden suçlu arıyorsunuz? Aynaya bakmanız yeterli ! kapalılardan nefret ediyorsunuz dindar insanları sevmiyorsunuz kendinizi onlardan üstün görüyorsunuz, sizin ulvi amaçlarınız var! ama adamın amacı basit dinimi yaşayayım kan dökülmesin kaos olmasın. Bir çok insan hırsızlık olaylarına inanarak gitti ‘çaldıysa çaldı ‘ dedi ama yinede oyunu vermekten çekinmedi! NEDEN ? alternatifi yok muhalefet beceriksiz ! gönül isterdi ki güzel ülkemde hakikaten kaliteli insanlar ve partiler harika projeler yarışsın insanlar iyinin iyisini seçmek için kararsız kalsın !!!

ha ben bu kadar yazdım ama kapitalist bir dünyada kazanan asla biz olmayız ! tercih eden de biz olmuyoruz zaten ! piyonlarız biz onlar ne isterse onu yapıyoruz ve bu kafayla gidersek daha uzun yıllar piyon olarak bize düşen görevi yapmaya devam edeceğiz.

bilimde sevgide iyiliklerde ve barışta buluşma dileğiyle sevgiyle kalın

        GULCE

çok plus’um ama !

merhaba dostlar! bugün bir sitede yemek tarifi vermişler öyle çok malzemesi olan birşey değil. patatesli rulo börek . Yorumlar da bir hanım demiş ki “malzemesi evinde olan var olmayan var” tabi başka üyeler de “patatesin yok ama internete giriyorsun ” bunları okuyunca ikinci üyeye hak verdim . ama aslında ülkemizde ilginc bir tüketim çılgınlığı yaşanıyor! ihtiyaç dışı olan bir çok şeyi almaktan kendimizi kurtaramıyoruz. Adamın telefonu var akıllısını istiyor , akıllısı var daha büyük istiyor , daha büyük var bu sefer en son çıkan modeller istiyor . Peki niye ? ihtiyaç mı? hayır . Tamamen hava civa . dostlar beni pazarda görsün. Tamam havanı at hakkındır ama atmadan önce bir düşün! cebimde ne var diye düşün!  taksitle cep telefonu alıyorsan birde bunu her modelde fahiş fiyatlar vererek eskisini de yok pahasına satarak bunu yapıyorsan kusura bakma ama aptalsın! su katılmamış suzme salaksın kendine hayrın olmadığı gibi ülke ekonomisine de hayrın yok! bunları oku sonra bana kız içinden ‘buda cok biliyor sanki kendisi almıyor ‘ de ! ben bir telefonu 9 yıl kullanmış sonrada model eskidi diye değil paraya ihtiyacım olduğu icin satmış ve aylarca telefonsuz gezip rahat yaşamış bir insanım ! bu yüzden sus otur oturduğun yerde:)) yani kıssadan hisse müsriflikten vazgeçmedikçe bizim burnumuz boktan çıkmaz diyorum ve gidiyorum. sevgiyle kalın.              gulce