MEMLEKET HAVASI

 

 

Merhaba dostlar

Memleket ziyaretimizi yaptık ve heybemize hüzünleri, mutlulukları,hasreti, umutları, kızgınlıkları doldurduk geldik. Bu sene gittiğimde hayatın benim için ne kadar farklı yönde aktığını bir kez daha görmüş oldum. Ya ben başkalaşmıştım ya da insanlar iyiden iyiye yoldan çıkmış ve hatta insanlıklarını unutmuştu. En yakın gördüğünüz insanlar la bile ciddi ayrışma içine girmiştim. Sadece ben değildim bu ayrışmayı yaşayan ! Toplumun her kesiminde bunu görmek mümkündü. Kardeşlik türküsü söyleyenler buna kendileri bile inanmazken milletin birlik beraberlik içinde olması zaten beklenemezdi. Kirlenen ,yozlaşan ,ahlaksızlaşan ve her şeyden önemlisi tepkisizleşen bir toplumla karşı karşıyayız. Gezi olaylarında canlanan başkaldırı yerini klavye kahramanlığına bırakmış. Adaletin terazisi maalesef  yanlış tartmaya başlamış.

Ve üzülerek söylüyorum ki dindarlık benim için ölçü olmaktan çıkmış durumda! Bazı insanların beş vakit namazını geçirmiyor olması elinde mektubatları , sözleri , tefsirleri okuması yada tesettürlü olması  bu saatten sonra beni zerre ilgilendirmiyor , o kişiye bu sebepler yüzünden güvenmemi gerektirmiyor.

Gördüm ki dinini yaşamaya bu kadar özen gösteren insanlar ! Türk toplumunun bir ferdi olmaya , aile ilişkilerine , komşuluk ilişkilerine , vatanına , herkes için adalete önem vermiyor. Dürüstlük ceplerinin doluluğuyla yada kendi çıkarlarıyla aynı oranda değişmekte. Yardımlaşma desen sadece kendisi gibi düşünenlere yardım etmek mantıklı geliyor onlara. Daha güzel arabalar alalım , daha büyük evlerde oturalım , her sene eşya değiştirelim , telefonun en son çıkanını alalım …. Onda var bende neden olmasın modunda yaşayalım ama iki adım ötemizde ki ihtiyaç sahibini görmezden gelelim çünkü o bizden değil bizim gibi düşünmüyor bizim gibi yaşamıyor. Senden olmayanı yok sayamazsın ! Aynı topraklar üzerinde yaşıyorsan ve iki adım ötende ona yapılan haksızlığa adaletsizliğe susuyorsan bu zulme göz yumuyorsan sende zalimsin arkadaş !!!

Güzel ülkemde ki bu yozlaşmış düzen , insanların birbirlerine saygısının olmaması haddinden fazla üzdü beni. İstanbul’a ilk gittiğimiz gece kartalda olan patlamanın canlı şahidi olduk. Gecenin bir yarısı 50 metre uzağımızdan gökyüzüne yükselen alev topunu ve duman bulutunu görünce anlam veremedim bir an algılayamadım. Emniyet müdürlüğüne bomba atmışlardı ve biz sonradan öğrendik.

Kalabalık alanlara mümkün olduğunca çocuklarımı götürmedim. Korktum başlarına bir iş gelecek diye !!!

Şimdi ben insanlara kızıyorum ama böyle bir ortamda sürekli yaşıyor olmak bunca strese maruz kalmak insanların ayarlarıyla bu derece oynanmış olması tabi ki onları normal olmaktan çıkarır .

Anlayacağınız dostlar gidişat hiçte iyi değil. Allah sonumuzu hayır etsin ve hepimizi böyle zalimliklerden , haksızlıklardan korusun. Birlik ve beraberlik duygularımızı yeniden canlandırsın. Ve hangi zümreden , hangi düşünceden , hangi konumdan olursa olsun zalimse zulmü görülsün ……

Diyorum ve yazıma burada son veriyorum çünkü anlatacak çok şeyim var ama yazmaya takatim yok. Umudunuzun hep olması duasıyla size veda ediyorum bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın.

Gulce

foton kuşağı

Bir süredir foton kuşağı ve etkileriyle ilgili araştırma yapıyordum bunları herkesle paylaşmak istedim inanırız yada inanmayız ama bilmekte fayda var .
Wikipedia da ki tarifini olduğu gibi buraya yazıyorum ;
Foton kuşağı, resmi olmayan kuruluşlar tarafından varlığı ortaya atılan ve M45 Ülker Takım Yıldızı ile birlikte Güneş Sistemi’ nin de içinde bulunduğu sanılan hayali bir kuşak olarak görülmektedir. İnanılışa göre Maya Takvimi’ nin bittiği Aralık 2012 tarihini müteakiben, Dünya uygarlığı’ nın yeni bir boyuta gireceği sanılır ve girilen bu yeni boyut düşünebilen canlılara, farklı yetenekler ve farklı fikirler kazandıracağı ileri sürülür. Belirli zaman dilimlerinde, insanoğlunun kurduğu düzenin artık işe yaramayacağı, birçok insanın yeni fikirlerle öne atılacağı bir düşünce birliğinden bahsedilmektedir. Barış ve huzurdan bahsedildiği; anlayış tarzlarından, kültürel yapıya, ekonomik değişimden, özgürlüklere yeni bir boyut kazandıracağı ‘inancını’ kapsayan, bu düşünce birliğinin oluşacağını bekleyen kişilerin tanımladığı bir kuşak olarak da görülebilir. Öte yandan Nibiru adı verilen gezegen ise yine bu tarihte Dünya’ ya yaklaşıp yeni olaylara sebep olacağı savunulur ki bu çevreden ‘başka’ inanışlarca; Kıyamet, Foton kuşağının getirisi olan yeni boyut olarak tanımlanır. Bu inançlarca da Tanrı’ nın insanları aslında yok etmeyeceği, Kıyamet Günü’ nün acı vem ölüm olmadığının, onlara bir bilinç devrimi yaşatarak, her açıdan gelişmiş toplumlar olarak hayatlarına devam edebileceklerine inanan tüzel kişilerce adlandırılan ve bu düşünce yapısının bir ürünü olarak benimsendiği gözlenmektedir. Ayrıca öne atılan tarihte güneş patlamalarının yaşanacağı ve dünyadaki canlıların genetik yapılarının değişime uğrayacağı, süre gelen olayların ise, dünya üzerindeki büyük elektirik kesilmeleri ile başlangıç alacağı tezini öne sürerler. Bununla beraber tüm bu anlatılanların birer efsane olduğu unutulmamalıdır.
Foton kuşağının etkilerini genel olarak sıralamak gerekirse kısaca şöyle ; Dünya başka olaylar yaşayacak ve bu olayların sonucunda daha kamil daha bilinçli insanlar ortaya çıkacak (ne güzel değil mi) dünyada barış dostluk ve sevgi hakim olacak , fakirlik  olmayacak ve çok yetenekli doğa üstü güçlere sahip olan indigo çocukların ortaya çıkacağı söyleniyor.
işin ilginç yanıysa bu durumun ahir zaman hadisleriyle ve BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’nin sözleriylede desteklenmesi. Resulu-u Ekrem(asm) bakın uzunca bir hadisin sonunda, kıyamet öncesinde ne gibi gelişmeler olacağı hakkında bakın nasıl haber veriyor:

…Sonra İsa, ümmetimin içinde adaletle hükmedecek; haçı kıracak,domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, zekatı bırakacak. Ne koyun, ne deveye zekat memuru gönderilmeyecek. İnsanlar arasındaki düşmanlıklar ve kin kalkacak. Akrep ve yılanlar zehirleri olmayacak, hatta bir çocuk eliyle yılanla oynayacak da yılan onu sokmayacak. Kız çocuğu arslanı zorlayacak da arslan ona ilişmeyecek. Kurt koyunlar arasında sanki bir çoban köpeği gibi bekleyip duracak. Kabın su ile dolduğu gibi yeryüzü din birliği ile dolacak. Allah’tan başka kimseye tapılmayacak. Harp, kavga adına hiç bir şey kalmayacak. Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacak. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olacak. Bitkisini Adem’in zamanındaki gibi bitirecek. Bir salkım üzümle bir nefer doyacak. Bir grup insan bir narla doyacak… (Büyük Hadis Külliyatı, c.3, s.455)”

(Not: Bu manadaki benzer hadisler Buhari ve Müslim gibi sahih kaynaklarda yer almaktadır. Bilhassa kıyamet alametleri ile ilgili bölümlere bakılabilir.) .
bu hadiste bitkilerin bereketinden bahsediliyor, basit düşünürsek foton ışık demektir dünyaya gelen ışığın fazla oluşu bitkilerde de berekete sebep olabilir.

Risale-i Nurdaki bir tanım ve tabir şöyledir;
“Hem de İslâmiyet güneşinin tutulmasına, inkişafına ve beşeri tenvir etmesine mümanaat eden perdeler açılmaya başlamışlar. O mümanaat edenler çekilmeye başlıyorlar. Kırk beş sene evvel o fecrin emâreleri göründü. Yetmiş birde fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak. (Hutbe-i şamiye, s.34)” yazar Halil Akgünler’in tefsirine göre şöyledir.
Yetmiş birde fecr-i sadık başlayacak:

1371 hicri yılı 1950-51 yaklaşık miladi yıla karşılık geliyor.

Dikkat ediniz foton kuşağı da 1962 yılında başlamış. Tarihler birbirine çok yakın.

30 yıl sonra denilen tarih ise 1371 başlangıç noktası kabul edilirse 1401 yılına denk geliyor. O da miladi olarak yaklaşık 1981-82 eder. Kırk yıl sonrası ise 1991-92 yılına denk gelir. Foton kuşağı ikinci devresi ise 1987 yılı deniliyor. Yine yakın tarihler. Şayet 30-40 yıl tabirini beraber düşünürsek bu da yaklaşık 2020-2021 yıllarına karşılık gelir. Bazı durumlarda üst üste söylenen tarihler toplanabiliyor. İşte bu tarih de foton kuşağına girilecek olan 2012 ve sonrasına işaret ediyor olabilir.

Yani dostlar bu foton etkisiyle hayatımızın güzelleşeceğini kavgaların biteceği bir döneme gireceğiz yada girdik . Bireysel olarak kendi ışığımızı parlak tutabilmek için gülümsemekten ve affetmekten başlayın bence . Umudunuzu hiç yitirmeyin . hayatınızda kötü giden çok şey varsa sakinleşin derin nefes alın doğanın güzelliğini görmeye çalışın . GÜNEŞ HER SABAH DOĞMAYI UNUTMUYORSA . ONU YARADAN SİZİ DE MUTSUZLUĞUN İÇİNDE UNUTMAYACAKTIR…..

GULCE

Nerede o eski Ramazanlar

Ramazan ayı deyince nedense gözümün önünde eski mahallemiz canlanır. Tüm sülalenin aynı sokakta yaşadığı herkesin birbirini çok iyi tanıdığı sakin bir sokağın çocuğu olma şansına erdim ben. Ramazan ayında tatlı bir telaş olurdu her evde ! akşam mütevazi iftar sofralarımız vardı ve sahur komşularla yapılırdı ! evet yanlış okumadınız biz sahuru birlikte yapardık bazı geceler, iftarı birlikte yaptığımız gibi… Kimi zaman balkona serilirdi yer sofrası kimi zaman masada yenirdi bazende komşunun bahçesinde ki ahşap sedirleri süsleyen eskimiş masalara bir örtü atılırdı öyle yenirdi.

Çeşit aranmazdı, sofranın  örtüsüymüş yemek takımıymış kimse umursamazdı. öyle dertlerimiz yoktu bizim , fakir değildi kimse ! yanlış anlaşılmasın. yoktu da görmedik değildik vardı da kullanmıyorduk biz :)) size şimdi hacivat karagöz izlerdik falan demeyeceğim çünkü aklımda kalan onlar değil ! ramazan bana ev serin olsun diye kapısına tül gerilen ve hiç kapanmayan yaz akşamlarına açılan kapıları hatırlatır. Komşu teyzelere, annelere yada bir büyüğe ihtiyaç duymadan  koşa koşa gittiğimiz teravih namazlarını  hatırlatır. Gündüzleri tutulan tekne oruçlarına verilen önemi ehemmiyeti hatırlatır.

Oysa şimdi Ramazan bana sadece ölümleri hatırlatıyor. Bolluğun varlığın içinde ölen vicdanlarımızı ! oruçlu olana duyduğumuz saygısızlığı ve oruç tutmayana duyduğumuz öfkeyi! dünyanın dört bir yanında zulüm gören işkence gören insanlara bakarken duyarsızlaşmayı anlatıyor.

Ruhunu yok eden bir Millet görmek istiyorsak eğer aynaya bakmamız yeterli vicdanımız yoksa zaten ruhumuz ölmüş demektir.

Minicik bedenler her türlü kötülüğe maruz kalıyorsa zaten insanlık ölmüş demektir….

 

Siz şimdi tutun oruçlarınızı , kendi hesabınıza sevaplarınız yazılsın . Süslü sofralarla ağırlayın dostlarınızı , komşunun aç olduğundan haberiniz olmasın. Bir fakirin evine bir kap yemekle gidip birlikte iftar yapmayı hiç düşünmeyin zaten . bit falan bulaşır size !

 

Siz tutun orucunuzu tutun sonrada patlayana kadar yiyin iftarda bir daha hiç yemeyecekmişsiniz gibi !

Hani dedim ya size yazının başında nerde o eski Ramazanlar diye ! yok öyle değil o ! nerede o eski vicdanlar nerede o eski masumiyet …….

Gulce

 

 

HAYAL HIRSIZLARI

Hepimizin geleceğe dair hayalleri vardır mutlaka , geleceğe dair lafıyla hayal lafının aslında aynı şeyi anlatması ve benim bu ikisini yan yana kullanmam ne garip değil mi ?
Çocukluğumu düşünüyorum şimdi, Ankara’nın bozkırında açan , tatlı çekirdekleriyle karnımızı doyuran bodur kayısı ağacımız vardı gölgesine uzanıp kitaplar tükettiğim o kitapların içinde hayalperest benliğimi beslediğim , güzel mi kötü mü şimdi hatırlamadığım günler tükettiğim, sıska bedenimi kalın dallarında taşıyan suskun kayısı ağacımız kim bilir nelere şahit oldu! benim çocukluğumun en güzel sırdaşıydı, gizli dostumdu, arkadaşımdı… bedenine çizdiğim hayallerime şahit oldu. Hıdırelezde gül ağacının dibine saklanan umutları vardı insanların, oysa bizim gül ağacımız yoktu ama benim dostum vardı hemde tatlı meyvesiyle beni besleyen sadık dostum. Gün geldi büyüdüm benimle büyüyen hayallerim umutlarım ve apartman sevdasına kesilen dostum…
Üzgündüm çok üzgündüm ama diyemedim kimseye çünkü daha konforlu bir hayata ihtiyaç vardı. kimin umurundaydı ki kayısı ağacı! tüm sokakta bir bir yükselen apartmanlar ve yeni yeni taşınan komşular. Ve yok olan çocukluğumun arka bahçeleri , büyüyen bizim içimizde küçülen hayallerimiz. Özgürlüğün, umudun, dürüstlüğün, adaletin, mutluluğun içinin boşaltıldığı mutlaka bir zümreye bir yere ait olmanız gerektiği paranın her şeyin önüne geçtiği bir dünyaya teslim ettik benliğimizi.
İsyan edebilen anarşist ve her türlü …ist olarak anıldı, isyan edemeyenler bu duruma alıştı ve hatta sevdi de
ben boğuldum, tükendim, isyan ettim içten içe ve o zamanlardan kaldı bunaldığımda ki uzun yürüyüşlerim.
80’lerin 90’ların çocuklarıydık biz son anda çocukluğunu yaşayabilen ve biraz olsun düşünebilen şanslı veledlerdik. çocuklarımız oldu hayata atıldık, ve ilk yaptığımız iş ne oldu bilir misiniz! Hayal hırsızı olduk, çocuklarımızın hayallerini çaldık!
Şimdi siz ne alakası var diyeceksiniz! çok alakası var dostlar. Biz dört duvar arasına sıkıştırdık çocuklarımızı onları parklarda oynamakla sınırladık çünkü buna mecburduk. Güvenlikleri için başlarında bekçi olmak zorundaydık , evlerde yüzlerce binlerce kanal vardı izlenecek onları televizyona tabletlere yada telefonlara mahkum etmek zorundaydık. hep eğitici oyunlar oynadık sayıları öğrettik, şiir ezberlettik, yaşlarından büyük işler yaptıklarında gururlandık , göğsümüzü gere gere övündük. Geleceğe duyduğumuz kaygı yüzünden hep iyi yerlere gelsin istedik hep bir numara olsun, hep başarılı olsun, hep birinci olsun , yırtık olsun , atak olsun … o olsun bu olsun ama çocuk olmasın ! hayalperest olmasın! başarısız olmasın ! oysa bazı başarısızlıklardan kazanılan tecrübe binlerce başarıyla elde edilemeyecek değerdedir çünkü düşünürsünüz düşündükçe arınırsınız arındıkça hayalleriniz geri gelir. kaybedenler kulübüne hiç girmemiş insan benim gözümde tehlikeli insandır.
Kurtları kuzu gibi görmekten vazgeçin. dürüstlüğün ve saygının ne denli kıymetli olduğunu hatırlayın. kendimizi bu dayatılan sistemden kurtarabilirsek , çocuklarımızı ve onlardan da bizden de çalınan hayallerimizi de kurtarabiliriz. işe nereden başlayalım diyorsanız size bir ip ucu vereyim ben televizyondan başlayın faydasız size hiçbir şey öğretmeyen programları izlememekle başlayın

sevgiler gulce

Abu Dhabi yolları taştan

Merhaba dostlar Abu Dhabi’nin yolları taş falan değil. Ben başlığı öyle attım ama sizi de yanıltmak istemem şimdi. burada geniş geniş yollar var birde çöl var  sıcaklarıyla birlikte bunaltan daraltan klimaya muhtaç olduğumuz bir hayat :)) ama zormuş dediğinizi duyar gibiyim . Buraya ilk geldiğimde bir an önce gitmenin derdine düşmüştüm bir türlü alışamayacağım yapamayacağım derken, geçen yaz Türkiye tatilinde burayı özlediğimi farkettim. Burada ki düzene alışmıştım , avrupalılara göre çekilmez bir yer olsa da ben sevmiştim . marketlerde içki satılmaması , herkesin istediği gibi giyinmesi, cuma günlerinin tatil olması, suç oranının çok az olması…..vs daha bir çok şey sayabilirim size .

Buraya gelmeden önce araplar’ın cahil olduğunu düşünürdüm. az gelişmiş bir dünyaları vardı ve hala develerle yolculuk yapıyorlar, kadınlarını evden dışarı çıkarmıyorlardı :)) işte aklımda ki arap profili tamda böyleydi! oysa burada ki arap popülasyonu hiçte öyle değildi. özellikle yerli halk kalbur üstü bir hayatın içinde kadınlar bildiğin sultandı sanki, evlerinde nasıldır bilemem mutlularmı mutsuzlarmı bilemem ama gördüğüm ve takip ettiğim kadarıyla su gibi para harcıyorlar, evde yemek yapanı yoktur herhalde :)) tüm mall’larda salına salına gezer pahalı otellerin cafelerinden chek-in yaparlar. Devletin onlara sağladığı bu şaşalı hayatın içinde bir elde telefon bir elde pahalı çantasıyla hayat onlara güzel sanki….

hani derler ya bir lisan bir insan iki lisan iki insan diye burada yaşayanlar iki insan :)) bazıları diziler sayesinde Türkçe’de biliyorlar (muhteşem sülüman çoook seviliyor ) bizi dizilerden tanıyorlarsa yandık gerçi.

memleketimle kıyaslıyorum burayı ve bir hüzün sarıyor benliğimi… benim cennet vatanımda onca kavga onca kargaşa onca haksızlık ,çığrından çıkan düzen ve insanlık bu sözlerim siyasi algılanmasın çünkü siyaset üzeri bir dertlenme benim ki ! saygının, hoşgörünün iyi niyetin yok olduğu memleketimin sinesi yanıyor alevi benim yüzümü yakıyor sanki…

gidenler kaçanlar sınıfında olmak istemiyorum ama çocuklarımı bu kaosun içinde yetiştirmekte istemiyorum. Hakkımızda hayırlısı olsun ne diyeyim . Hay ALLAH bu yazı eğlenceli olsun istemiştim ama olmadı neyse idare edin artık . ne diyoruz GÜLÜMSE HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK  :))   sevgiler

gulce